İÇİNDEKİLER
ARAMA:

4. Mâtemlerin Civârında Bulunmak:a. Müslümanların Dertleriyle Dertlenmek ve Diğergâmlık

a. Müslümanların Dertleriyle Dertlenmek ve

Diğergâmlık

Cenâb-ı Hak, âciz olarak yarattığı insanların cemiyet hâlinde yaşamalarını ve birbirlerine yardım ederek sevap kazanmalarını murâd etmiştir. Dünyaya imtihan için gönderdiği kullarının, bencillik ve hodgâmlıktan kurtularak diğergâm bir gönle sâhip olmalarını istemiştir. Kardeşinin ihtiyacını gören ve bir sıkıntısını gideren kimsenin ihtiyaçlarını bizzat kendisinin karşılayacağını ve âhiret sıkıntılarından birini gidereceğini va’detmiştir.

Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmede; “…Mü’minlere kol kanat ger.” (el-Hicr, 88) buyurarak, Allah Rasûlü’nün şahsında bütün müslümanlara, mâtemlerin civârında bulunmalarını ve din kardeşlerinin dertleriyle dertlenmelerini emretmektedir.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu ahlâkta olan kimselere şu müjdeyi verir:

“Allah Teâlâ insanların ihtiyaçlarını temin etmek üzere bâzı kimseler yaratmıştır ki, insanlar ihtiyaçları için onlara ko­şa­rlar. İşte onlar, Allâh’ın azâbından emin olan kimselerdir.” (Heysemî, VIII, 192)

Müslümanların dertleriyle dertlenen ve mâtemlerin civârında bulunan mü’min, Allah ve Rasûlü’nün sevdiği bir kuldur. O, bu güzel ahlâkıyla devamlı ecirler kazanır. Peygamber Efendimiz, insanlara yardımcı olmanın mükâfâtını hadîs-i şerîflerinde şöyle haber verir:

“Bir kimse benden bir şey ister, ben de onu bâzen kasden geciktiririm ki, sizden biri şefaat ederek ihtiyâcının karşılanmasına yardımcı olsun ve ecir kazansın. Evet, muhtâcın ihtiyâcını karşılamak üzere şefaatçi olun ki ecir kazanasınız.” (Nesâî, Zekât, 65)

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyâcını karşılayanın, Allah da ihtiyâcını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyâmet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyâmet gününde ayıplarını örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)

Allâh’ı arayan kişi, mâtemlerin civârında dolaşmalıdır. Rivâyete göre Mûsâ -aleyhisselâm- birgün:

“–Yâ Rab! Seni nerede arayayım?” diye niyazda bulunmuştu. Allah Teâlâ ona:

“–Beni kalbi kırıkların yanında ara!” buyurdu. (Ebû Nuaym, Hilye, II, 364)

Bu hakîkati lâyıkıyla idrâk edip mûcibince yaşayan Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-’ın şu sözü ne kadar ibretlidir:

“İki nîmet vardır ki, beni hangisinin daha çok sevindirdiğini bilemiyorum:

Birincisi, bir kimsenin, ihtiyâcını karşılayacağımı ümîd ederek bana gelmesi ve bütün samîmiyetiyle benden yardım istemesidir.

İkincisi de, Allah Teâlâ’nın, o kimsenin arzusunu benim vâsıtamla yerine getirmesi yâhut kolaylaştırmasıdır.

Bir müslümanın sıkıntısını gidermeyi, dünya dolusu altın ve gümüşe sâhip olmaya tercih ederim.” (Ali el-Müttakî, VI, 598/17049)

Sadece kendini düşünüp diğer insanlara karşı duygusuzlaşmak, yâni nemelâzımcı bir tavır, müslümanın ahlâkı olamaz. Çünkü Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Komşusu açken tok yatan kimse mü’min değildir.” buyurmaktadır. (Hâkim, II, 15)

Hak dostlarının ve âriflerin bu mevzûdaki hikmetli sözlerinden bir kısmı şöyledir:

“İnsanlara iyilik etmek, kişiyi âfetlerden ve belâlardan muhâfaza eder.” (Hazret-i Ebû Bekir)

“Eğer gönlünün dertli olmasını istemiyorsan, git dertli gönülleri dertlerinden kurtar.” (Sâdî-i Şîrâzî)

“İlaç, âlemde dertten başka bir şey aramaz.” (Hazret-i Mevlânâ)

“Başkalarının yükünü yüklenmeli, fakat onlara yük olmamalıdır. Cefâ edenlere karşı, ses çıkarmadan vefâ göstermelidir.” (Yusuf Has Hâcib)