5. Hayırda Yarışmak ve Acele Etmek
5. Hayırda Yarışmak ve Acele Etmek
İnsanoğluna sayılı günler hâlinde lutfedilmiş olan hayat nîmeti, ilâhî bir imtihan vesîlesidir. Akıllı insan, bu kıymetli ve mahdut imkânı en güzel şekilde ve dolu dolu geçirmenin yollarını arar. Nitekim Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- şöyle buyurmuştur:
“Dünya, mü’minlerin pazarı; gece ile gündüz, sermâyeleri; güzel ameller, ticâret malları; cennet, kazançları; cehennem de zararlarıdır.”
Âhiret gününe kat’î bir îmanla inanan bir müslüman, amel defterini hayırlarla doldurabilmek için hayat sermâyesini en verimli bir şekilde kullanmalı ve dâimâ amel-i sâlih işleme gayreti içinde bulunmalıdır. Karşısına çıkan her türlü hayır imkânını Cenâb-ı Hakk’ın bir lutfu olarak değerlendirmeli, bulunmaz bir fırsat bilmelidir. İnsanların bâzı hayırlara iltifat etmediğine bakarak aldanmamalı, imkân bulabildiği her hayra koşmalıdır.
Nefsânî arzularının esiri olmuş bir insan, bütün dünyâ menfaatlerini kendisinde toplamak ister. Böylece Allâh’ın va’dettiği âhiret nîmetlerinden gâfil kalır. Cenâb-ı Hak, bu kullarını şöyle îkaz buyurur:
“Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayâtını ve nîmetlerini) seviyor (tercih ediyor), âhireti ise bırakıyorsunuz.” (el-Kıyâme, 20-21)
“Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (âhireti) ihmâl ediyorlar.” (el-İnsân, 27)
“Nefsini kötülüklerden arındıran, Rabbinin ismini zikredip namaz kılan, felâha erer. Fakat siz dünya hayâtını tercih ediyorsunuz. Hâlbuki âhiret, daha hayırlı ve daha bâkîdir (ebedîdir).” (el-A’lâ, 14-17)
Sâdî-i Şîrâzî, insanı bâdirelerden bâdirelere sürükleyen dünya ihtirâsını ve menfaatperestliği şu teşbîh ile hülâsa eder:
“Mîde derdi olmasaydı hiçbir kuş tuzağa düşmezdi.”
Mevlânâ -kuddise sirruh- da şu misâli verir:
“Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.”
Dolayısıyla insan, dünyâlık telâşına kapılarak âhireti unutmamalıdır. Hayır işlerinin karşılığı, umûmiyetle âhirete kaldığından, nefs ve şeytan insanı aldatarak, bu hususta gaflete sevk etmektedir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“Her canlı ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı (ecirleriniz) ancak kıyâmet günü size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayâtı ise aldatma metâından başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 185)
Allah Teâlâ, bu hususta kullarını ebedî kurtuluşa erdirecek yolun, hayırda yarışmaktan geçtiğini şöyle ifâde buyurur:
“…Hayır işlerinde yarışınız!..” (el-Bakara, 148)
“…Onlar hayırda birbirleriyle yarışırlar…” (Âl-i İmrân, 114)
“Rabbinizin mağfiretine ve takvâ sâhipleri için hazırlanmış olan göklerle yer genişliğindeki cennete koşun!” (Âl-i İmrân, 133)
Diğer bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak, hayırda yarışan kullarını şöyle müjdelemektedir:
“Sizi katımızda değerli kılacak ve Biz’e yaklaştıracak olan, ne mallarınız ne de evlâtlarınızdır. Ancak îmân edip güzel ve hayırlı işler yapanların durumu başkadır. Onlara yaptıklarının kat kat fazlasıyla mükâfat verilecektir.
Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.”
(Sebe’, 37)
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de şöyle buyurur:
“Faydalı işler görmekte acele ediniz. Zîrâ yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O zamanda insan, mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak geceler; mü’min olarak geceler, kâfir olarak sabahlar. Dînini küçük bir dünyâlığa satar.” (Müslim, Îmân 186; Tirmizî, Fiten 30, Zühd 3; İbn-i Mâce, İkâme 78)
Diğer bir hadîs-i şerîfte de şu îkazlar yer alır:
“Yedi şey gelmeden evvel hayırlı işler yapmakta acele ediniz. Yoksa gerçekten siz;
1. (İbâdet ve tâati) unutturan fakirlik,
2. Azdıran zenginlik,
3. (Her şeyi) bozup perişan eden hastalık,
4. Saçma-sapan konuşturan ihtiyarlık,
5. Ansızın geliveren ölüm,
6. Gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccâl ve,
7. Kıyâmetten başka bir şey mi beklediğinizi sanıyorsunuz? Kıyâmet ise belâsı en müthiş ve en acı olandır.” (Tirmizî, Zühd, 3/2306)
Yüce Rabbimiz, Haşr Sûresi’nde şöyle buyurmaktadır:
“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın! Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allâh’ı unutan ve bu yüzden Allâh’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkan fâsıkların tâ kendileridir.” (el-Haşr, 18-19)
Hakîkaten insan, ciddî bir şekilde Allah’tan korkmalı ve bu dünyanın yarını olan âhiret hayâtı için ne hazırladığını gözden geçirmelidir. Bugünkü fânî hayat için nasıl hazırlandığıyla, yarınki ebedî hayat için nasıl hazırlandığını akl-ı selîm ile kıyâs etmelidir. Allâh’ın her yapılanı bildiğini de unutmamalıdır. Bütün bunları düşünerek silkinmeli, büyük bir azim ve gayretle hayır yarışına başlamalıdır.
Hayırlı ameller husûsunda dâimâ ileride olmanın ehemmiyetini gösteren şu rivâyetler oldukça dikkat çekicidir:
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâbının gerilerde saf tutmaya çalıştığını görmüştü. Bunun üzerine onlara:
“Öne doğru gelin ve bana tâbî olun! Sizden sonrakiler de size uysunlar. Bir topluluk devamlı sûrette gerilerse, Allah da onları geri bırakır.” buyurdu. (Müslim, Salât, 130; Ebû Dâvûd, Salât, 97/680)
Fahr-i Kâinât Efendimiz, namaz kıldıracağı ve sohbet edeceği zaman ashâbını öne doğru dâvet eder, kendisine yaklaşmalarını isterdi. Böylece onların gönüllerini, nebevî feyz ve rûhâniyet iklîminine çeker, tâlim etmek istediği ilim, ahlâk ve fazîletleri lâyıkıyla idrâk etmelerini isterdi. Ashâbın tâlim ve terbiyesiyle bizzat meşgul olduğu gibi, onlara gelecek nesilleri nasıl irşâd edecekleri husûsunda da örnek olurdu.
Şayet insanlar ilim, ahlâk ve fazîlet yolunda ilerlemez de ihmâlkâr ve bîgâne davranırlarsa, Allah Teâlâ da onları rahmet ve lutfundan mahrum bırakır. Böyle bir bedbahtlığa mâruz kalanların her bakımdan geri kalacaklarında ise hiç şüphe yoktur.
Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“Zikr
(yâni hutbe) esnâsında hazır bulunun, imama yakın olun. Zîrâ kişi, uzaklaşmaya devâm ede ede, girse bile cennette de geri kalır.” (Ebû Dâvûd, Salât, 232/1108)
Bir kimse mâzeretsiz olarak hayır hizmetlerinden uzak kalmaya devâm ederse, cennete girse bile çok az hayra sâhip olacağından, aşağı mertebelerde yer alır. Hâlbuki insanoğlu kıyâmet günü en küçük bir hayra bile muhtaç olacaktır.
Enes -radıyallâhu anh-’ın anlattığına göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“Kıyâmet günü insanlar saf saf olurlar. (Bir rivâyete göre; cennet ehli saf saf olurlar.) Derken cehennem ehlinden bir kişi cennet ehlinden birine rastlar ve:
«–Ey filân! Hatırladın mı sen su istemiştin de ben sana bir içimlik su vermiştim?» der (ve bu sûretle şefaat ister). Mü’min de o kimseye şefaat eder.
(Cehennemlik olan bir başka) kimse, cennetlik olan birinin yanına varır ve ona:
«–Hatırlıyor musun, sana birgün abdest suyu vermiştim?» diyerek (şefaat ister. O da hatırlar) ve ona şefaat eder.
Yine cehennemlik olanlardan biri, cennetlik birisine:
«–Ey filân! Beni şöyle şöyle bir işe gönderdiğin günü hatırlıyor musun? Ben de o gün senin için gitmiştim.» der. Cennetlik olan kimse de ona şefaat eder.” (İbn-i Mâce, Edeb,
Diğer sâlih ameller de burada nakledilenlere kıyâs edilirse, büyük-küçük ayırt etmeksizin her türlü hayırda yarışmak îcâb ettiği anlaşılmış olur. Zîrâ herkes âhirette -iyi veya kötü- yaptığı her amelin karşılığını görecektir. Hadîs-i şerîfte, o zor gün şöyle tasvîr edilir:
“Allah, sizin her birinizle tercümansız konuşacaktır. Kişi sağ tarafına bakacak; âhirete gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecek. Soluna bakacak; âhirete gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecek. Önüne bakacak; karşısında cehennemden başka bir şey göremeyecek. O hâlde artık bir hurmanın yarısı ile de olsa, kendinizi cehennem ateşinden koruyun. Bunu da bulamayan, güzel bir söz (söyleyip gönül almak sûreti) ile kendisini korusun.” (Buhârî, Zekât 10, Rikâk 31, Tevhid 36; Müslim, Zekât 97)
Ebû Zer -radıyallâhu anh- şöyle der:
Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana hitâben buyurdu ki:
“Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi tabiî bir iyiliği bile sakın küçük görme!” (Müslim, Birr, 144; Ebû Dâvûd, Libâs, 24; Tirmizî, Et’ime, 30)
İmtihan âlemi olan bu dünyada, amellerin karşılığını görme yeri olan âhirete hazırlık için bol bol hayr u hasenâtta bulunmak, her hayra anahtar, bütün şerlere de kilit olmak îcâb eder. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, onlar hayra anahtar, şerre de kilittirler. Öyleleri de vardır ki, şerre anahtar, hayra kilittirler. Allâh’ın, ellerine hayrın anahtarlarını verdiği kimselere ne mutlu! Allâh’ın, şerrin anahtarlarını ellerine verdiği kimselere de yazıklar olsun!” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 19)
Şunu da unutmamak lâzımdır ki, Yüce Rabbimiz, ufacık bir hayra bile kat kat fazlasıyla ecir vermektedir. Cenâb-ı Hakk’ın kullarına büyük bir lutfu olan bu keyfiyet, âyet-i kerîmelerde şöyle beyan buyrulur:
“…Hayır olarak kendiniz için önceden ne gönderirseniz, onu Allah katında daha hayırlı ve mükâfâtı daha büyük olarak bulursunuz…” (el-Müzzemmil, 20)
“Her kim bir iyilik yaparsa ona, o yaptığı iyiliğin on katı vardır…” (el-En’âm, 160)
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu âyetlerin tefsîri mâhiyetinde şöyle buyurmuştur:
“Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı:
Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb-ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder.
Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da bu arzuyu hemen tatbikâta geçirirse, Cenâb-ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hattâ kat kat fazlasıyla yazar.
Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb-ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder.
Şayet insan bir kötülük yapmak ister, sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o fenâlığı sadece bir günah olarak yazar.” (Buhârî, Rikâk, 31; Müslim, Îmân, 207, 259; Tirmizî, Tefsîr, 6/3073)
Hayırda yarışmak ve acele etmek, kâmil ve makbûl bir mü’min olmanın alâmetlerindendir. Mevlânâ Hazretleri ne güzel buyurur:
“İbâdetlerin kabul ediliş alâmetleri, o ibâdetlerden sonra başka ibâdetlere girişmek, birbiri ardınca hayırlara koştukça koşmaktır.”
Unutmayalım ki mü’min, hayır işlemeye doymaz ve bir hayrın şerefi de, geciktirilmeden, hemen yapılmasındadır.
