7. Hâlık’ın Nazarıyla Mahlûkâta Bakış
7. Hâlık’ın Nazarıyla Mahlûkâta Bakış
Hâlık’ın nazarıyla muhlûkâta bakabilmek, ancak rûhî kemâlin zirvesinde tahakkuk edebilecek bir fazîlettir. Zikir, tefekkür ve murâkabe ile elde edilen ilâhî muhabbet makâmının bir meyvesidir. Zîrâ ilâhî muhabbeti idrâk edebilenler, bütün varlıklarla dost olurlar. Yâni Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakabilme istîdâdı kazanırlar.
Hâlık’ın nazarı ile mahlûkâta bakış, Allâh’ın ahlâkı ile ahlâklanmanın bir neticesidir. Kulluk hayâtına seviye kazandıran bu güzel hasletle Hakk’ın af, merhamet ve muhabbet iklîmine girebilenler, bu vasıflarla hâllenerek bütün mahlûkâta rahmet saçarlar. Mahlûkâta, daha ziyâde özüne îtibâr ederek davranırlar. Meselâ insana, “Allâh’ın yeryüzündeki halîfesi” olduğu şuuruyla nazar ederler. Ve yine ona, ilâhî bir sır üflendiğinin[126] idrâkiyle yaklaşırlar. Onlar, günah ve hatâlarla ne kadar kirlenmiş olursa olsun, özündeki mükemmelliğe bakarak günahkâr bir insana sırt çevirmezler. Yûnus Emre’nin dediği gibi:
“Yaratılanı hoş gör, Yaratan’dan ötürü.” anlayışıyla hareket ederek onun hidâyeti ve tevbeye yönelmesi için gayret sarf ederler.
Bu, ilâhî rızâya en muvâfık ve netice bakımından da son derece bereketli bir üslûptur. Ayrıca, insanda meknûz olan ulvî güzellikleri yeşertici bir husûsiyet de ihtivâ eder.
Tasavvufun özünü teşkil eden “Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakış” ufku; onu lâyıkıyla özümsemiş mü’minlerin gönüllerini, zor dönemlerdeki zayıf, mağdur ve mazlumlar için müstesnâ bir şefkat sığınağı ve merhamet barınağı hâline getirmiştir.
