İÇİNDEKİLER
ARAMA:

8. Îtidâl ve Teennî ile Hareket Etmek

8. Îtidâl ve Teennî ile Hareket Etmek

İslâm, dînî ve dünyevî her hususta ifrat ve tefrite düşmeden îtidâle dayalı bir üslûp gözetmeyi, orta yolu tâkip ederek her şeyi olması gereken şekliyle yapmayı ve ölçüleri kıvâmında kullanmayı tavsiye eder. Zîrâ İslâm’ın gâyesi, insanoğluna gönül huzuru ve sükûnet bahşederek olgun bir rûhânî hayat yaşatmaktır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Böylece sizi orta (ifrat ve tefritten uzak, îtidâl üzere, âdil) bir ümmet kıldık…” (el-Bakara, 143)

Îtidâl, bir şeyin ayakta durmasını sağlayan dengeyi en güzel şekliyle muhâfaza etmektir. Yüce Rabbimiz bütün kâinâtı, muazzam bir denge ile yaratmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’deki ilâhî emirler de bu dengenin gözetilip muhâfaza edilmesi istikâmetindedir. O hâlde, hayatta îtidâli yakalayabilmenin en mühim yolu, ilâhî emirler istikâmetinde yaşamaktır. Allah Teâlâ’nın çizdiği sınırların hâricine çıkıldığında, denge ve îtidâl kaybolur, hayat ve hâdiseler kargaşa ve fesâda sürüklenir. Buna işâret eden âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Allah semâyı yükseltti ve mîzânı (ölçüyü) koydu. Öyleyse, sakın taşkınlık edip ölçüyü bozmayın.” (er-Rahmân, 7-8)

 Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:

“İşlerin hayırlısı, îtidâl üzere olandır.” (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, V, 261) buyurmak sûretiyle, ümmetine mühim bir ölçü takdîm etmiştir. Diğer hadîs-i şerîflerinde de şu tavsiyelerde bulunmuştur:

“Orta yolu tutunuz, amellerinizi mükemmelleştirmeye ve Allâh’a yakın olmaya gayret ediniz. Sabahleyin ve öğle ile akşam arası çalışınız. Bir parça da geceden faydalanınız.[208] Acele etmeden ve telâşa kapılmadan gidin ki, varacağınız hedefe ulaşasınız.” (Buhârî, Rikâk, 18)

“Îtidâl, teennî, hâl ve gidişce iyi olmak, peygamberliğin yirmi dört cüz’ünden biridir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 2/4776; Tirmizî, Birr, 66/2010; Muvatta, Şaar, 17)

Bu âyet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere, dünyevî ve uhrevî her işte dengeyi muhâfaza etmek, Allah ve Rasûlü’nün koyduğu müstesnâ bir esastır. Buna riâyet edildiği takdirde, gerek ferdî gerekse ictimâî huzur, sükûn, âhenk ve intizâmın gerçekleşeceği muhakkaktır. Zâten bir işin devâmını sağlayan, îtidâldir. Îtidâlden sapıldığında o işin sonu gelmiş demektir. Çünkü zıt kutuplardan birbirine geçiş çabuk olur. Bu sebeple devamlı îtidâl tavsiye edilmiştir. Bu hususta Peygamber Efendimiz’in; “Söz ve davranışlarında ileri gidip haddi aşanlar helâk oldular.” (Müslim, İlim, 7) hadîs-i şerîfi, mühim bir îkazdır.

Müslüman, ibâdetlerinde bile aşırıya kaçmamalı, îtidâli muhâfaza etmelidir. Nitekim hadîs-i şerîflerde şöyle buyrulur:

“Farz olmayan amellerden gücünüz yettiği kadar yapın. Çünkü amellerin en hayırlısı, az da olsa devamlı olanıdır.” (İbn-i Mâce, Zühd, 28)

“Sizden biriniz, insanlara namaz kıldırdığı zaman, hafif tutsun. Çünkü onların arasında zayıf, hasta ve yaşlılar vardır. Kendi başına namaz kıldığında ise dilediği kadar uzatsın.” (Buhârî, İlim, 28)

“Sizin Allah’tan en çok korkanınız ve en müttakî olanınız benim. Ben bâzen oruç tutar bâzen tutmam; bâzen nâfile namaz kılarım, bâzen kılmam. İstirahat ederim ve evlenirim.” (Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5)

Yâni İslâm’da ruhbanlık yoktur. İnsan rûhunun mânevî gıdâya ihtiyâcı olduğu gibi, bedeninin de birtakım ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığı takdirde insanın dengesi bozulur, huzurlu bir ibâdet hayatı yaşaması da imkânsız hâle gelir.

Cenâb-ı Hak, infak ibâdetinde de îtidâli emrederek şöyle buyurur:

“Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.” (el-İsrâ, 29)

“Rahmân’ın o has kulları ki, harcadıkları zaman ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (el-Furkân, 67)

İnfak ve sadaka mevzuunda isrâfa düşmek veya cimri davranmak, insanı ilâhî azâba dûçâr eder. İsraf, kendine ihtiyaçtan fazla harcamak, cimrilik ise, her şeyi kendi nefsine hasretmektir. Cenâb-ı Hak, bu iki menfî hâlden de kurtularak cömertlik üzere yaşamayı emreder. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“…(Rasûlüm!) Sana (hayr u hasenât yolunda) neyi infâk edeceklerini sorarlar. قُلِ الْعَفْوَ De ki: İhtiyaç fazlasını (verin)!..” (el-Bakara, 219)

İnfak husûsunda aşırı gitmek, insanlara el açmaya, çoluk-çocuğu sefil ve muhtaç bırakmaya sebep olduğundan uygun görülmemiştir. Zîrâ infâkı sebebiyle zor duruma düşen bir insan, bir daha maddî ibâdetleri yapmaya cesaret edemeyebilir. Bu da onun için büyük bir mahrûmiyet olur.

Bâzı sahâbîler, zaman zaman aşırı heyecana kapılarak, mallarının tamamını infâk etmek isterlerdi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise gelen şahsın maddî ve mânevî durumuna göre bâzen malının yarısını, bâzen üçte birini, bâzen de sadece bir miktârını kabul ederdi. Yalnız kendisi ve Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- bu kâidenin dışında idi.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gün gelir ganimetten hissesine düşen mallarla birdenbire zengin oluverirdi. Ancak eline geçen malın bir kısmını âcil ihtiyaçları ve borçları için ayırdıktan sonra, tamamını infâk ederdi. İhtiyaç fazlasını infâk etmeden huzur bulamazdı.

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- da malının tamamını getirir, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, ashâbı içinde yalnızca onunkini bütünüyle kabûl buyururdu. Zîrâ o, bir müddet sonra iktisâden müşkil duruma düşse bile kalbine en ufak bir fütur gelmez, infâkından dolayı pişmanlık duymazdı.

Allah Rasûlü’nün ve Hazret-i Ebû Bekir’in hâlleri, kendilerine mahsus bir durumdur. Müslümanların umûmu ise hayırlı işleri yaparken bile îtidâli elden bırakmamalıdırlar. Zîrâ aslolan, niyetteki samîmiyet ve ihlâstır. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün:

“–Orta yolu tutunuz, dosdoğru olunuz. Biliniz ki, hiçbiriniz ameli sâyesinde kurtuluşa eremez.” buyurmuşlardı. Yanındakiler:

“–Siz de mi kurtulamazsınız, ey Allâh’ın Rasûlü?” diye hayretle sordular. Efendimiz:

“–(Evet) ben de kurtulamam. Ancak Allah rahmet ve keremi ile beni bağışlamış olursa, o başka!” cevâbını verdi. (Müslim, Münâfikîn 76, 78. Bkz. Buhârî, Rikâk 18, Merdâ 19)

İbâdetlerde gevşek davranmak insanı âhirette zor durumda bıraktığı gibi aşırı giderek hırslı hareket etmek de bir müddet sonra yorgunluk, bıkkınlık ve yanlış yollara kaymaya sebep olabilir. Neticede ibâdetlerdeki ifrat da Allâh’ın emrini hakkıyla yerine getirmeye mânî olur. O hâlde orta yolu tutmalı ve devamlılığı esas almalıdır.

İbâdetlerde bile aşırılığa müsâade edilmediğine göre, artık başka hiçbir meselede îtidâl ve orta yoldan ayrılmak doğru olmaz. Bu sebeple yeme, içme, giyinme gibi maddî ihtiyaçları karşılarken de îtidâlden ayrılmamalıdır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…Yiyiniz içiniz; fakat isrâf etmeyiniz! Çünkü Allah isrâf edenleri sevmez.” (el-A’râf, 31)

Çünkü yeme, içme ve giyinme gibi hususlarda îtidâlden ayrılmak; vücut, sıhhat ve mal gibi emânetlere ihânet etmek ve onları gerektiği gibi kullanamamak demektir.

Aynı şekilde insanlar arası muâmelelerde muhabbet ve nefret gibi hissiyatta da îtidâl üzere bulunmak îcâb etmektedir. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle îkâz eder:

“Dostunu severken ölçülü sev, zîrâ günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına da ölçülü bir şekilde buğzet, çünkü günün birinde dostun olabilir.” (Tirmizî, Birr, 60/1997)

Hâsılı bir müslüman, hislerinde, sözlerinde ve davranışlarında mûtedil olmalıdır. Çünkü îtidâl, her şeyin kıvâm noktasıdır.

Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği güzel hasletlerden biri de “teennî”dir. O da bir iş yaparken acele etmemek, yapılacak işin önünü sonunu düşünmek demektir. İhtiyatlı davranma da diyebileceğimiz teennî, hatâ etme ihtimâlini asgarîye indiren, insanı pişmanlığa düşmekten koruyan bir haslettir.

İslâm, tedbir ve teennîye çok ehemmiyet verir. Zîrâ ilk bakışta mühim görülmeyen şeyler, netîcede hiç de küçümsenmeyecek hâdiselere sebep olabilir. Mevlânâ Hazretleri’nin Mecâlis-i Seb’a isimli eserinde verdiği şu misâl, ne kadar mânidârdır:

“Tâneyi gören kuşcağız tuzak var mı diye önden, arkadan, sağdan, soldan yüz defâ kontrol eder. Kuşun canı dâimâ aksi şeyleri düşündüğünden, ondaki can korkusu yem aşkından ziyâdedir.”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, teennî sâhibi bir sahâbîsini medhederek şöyle buyurmuştur:

“Sende Allâh’ın sevdiği iki husûsiyet vardır:

1. Hilm: Yumuşak huyluluk.

2. Teennî: Acele etmeden ihtiyatla hareket etmek.” (Müslim, Îmân, 25, 26; Ebû Dâvûd, Edeb, 149; Tirmizî, Birr, 66/2011)

Yine Fahr-i Kâinât Efendimiz:

“Teennî Allah Teâlâ’dan, acele ise şeytandandır.” buyurmuştur. (Tirmizî, Birr, 66/2012)

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın Hudeybiye Musâlahası hakkındaki şu sözleri, bu hadîs-i şerîfin mâhiyetine ışık tutmaktadır:

“İslâm’da Hudeybiye sulhünden daha büyük bir fetih olmamıştır. Fakat insanlar, kısa ve dar görüşlü olduklarından, bu andlaşmaya îtirâz etmişlerdir. İnsanlar, Allâh ile Peygamberi arasındaki işlerde acelecidirler. Allah Teâlâ ise onlar gibi acele etmez, dilediği işi kıvâmına gelip olgunlaşmadıkça yapmaz.” (Vâkıdî, II, 610; Halebî, II, 721)

Bununla birlikte, hayırlı olduğu kesin olan işlerde acele etmek de zarûrîdir. Lâkin bu acele, hayırlı bir işe karar verip başlama husûsunda gereklidir, yoksa o işi yaparken eceleye getirip gerekli titizliği göstermemek doğru değildir.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Herhangi birinize ölüm gelip de; «Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip sâlihlerden olsam!» demeden önce, size verdiğimiz rızıktan infâk edin.” (el-Münâfikûn, 10)

Bu hususta Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Teennî, âhiretle ilgili ameller hâricinde her hususta hayırlıdır.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Edeb, 11/4810)

Kâdı Iyâz da şöyle der:

“Âhiret amellerinde ağır hareket etmek doğru değildir. Allâh’a yakınlığı artırmak, dereceyi yükseltmek için âhiretle ilgili işlerde azimli ve gayretli olmak îcâb eder.”

Nitekim yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“…Hayırda yarışın!..” (el-Bakara, 148)

“…Gerçekten onlar dâimâ hayırlı işlerde koşar ve rahmetimizi umup azâbımızdan korkarak Biz’e duâ ederlerdi…” (el-Enbiyâ, 90)

Büyükler de şöyle demişlerdir:

“Acele yapılan işler acı olur; acele yiyip-içmekten pek çok hastalık zuhûr eder. Bu sebeple her işte sükûneti tercih et; lâkin ibâdette acele et, çabuk davran.”

Bir de, borçları ödemek, cenâzeyi defnetmek ve yetişkin evlâtları evlendirmek gibi hususlarda acele davranılması tavsiye edilmiştir.