Fazîlet Tabloları
Fazîlet Tabloları
İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- anlatıyor:
“(Babam) Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- satılmakta olan bir atlas elbise gördü. Onu Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e götürüp:
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Bunu satın alsanız da heyetler geldiğinde ve cuma günlerinde giyseniz?!” dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Bunu, (âhiretten) nasîbi olmayanlar giyer.” buyurdular.
Daha sonra Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Ömer’e atlastan mâmul bir elbise gönderdi. Hazret-i Ömer gelerek:
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Siz ipek hakkında; «Bunu, (âhiretten) nasîbi olmayanlar giyer.» demiştiniz. Sonra bana bunu gönderdiniz. (Acabâ hikmeti nedir?)” dedi. Âlemlerin Fahr-i Ebedîsi:
“–Bunu, sana bizzat giyesin diye göndermedim. Satıp parasıyla ihtiyaçlarını göresin veya bir hanıma giydiresin diye gönderdim.” buyurdular. (Buhârî, Libâs 30, Cuma 7, lydeyn 1; Müslim, Libâs 6; Muvatta, Libâs 18)
İpekli elbise giymek erkekler için haramdır, lâkin hanımlara câizdir. Hadîs-i şerîf muktezâsınca, bir erkeğe, ipekli bir hediye gelirse, onu uygun olduğu takdirde hanımına veya kızına vermek üzere kabûl etmesi mümkündür.
{
Enes bin Mâlik’in bildirdiğine göre Rum hükümdârı, Peygamberimiz’e atlastan, altın sırmalı, uzun yenli bir elbise hediye etmişti. Efendimiz onu sırtına giyince halk:
“–Yâ Rasûlallah! Bu, sana semâdan mı indirildi?!” dedi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Pek mi hoşunuza gitti? Varlığım kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki Sa’d bin Muâz’ın cennetteki mendillerinden bir mendil bile bundan daha hayırlı ve daha güzeldir!” buyurdu.
Sonra da, onu sırtından çıkarıp Hazret-i Câfer’e gönderdi. Câfer -radıyallâhu anh- onu giyince Efendimiz:
“–Bunu sana giyesin diye göndermedim!” dedi. Hazret-i Câfer:
“–Peki onu ne yapayım?” diye sorunca, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Kardeşin Necâşî’ye gönder!” buyurdu. (Ahmed, III, 229; İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, I, 324; İbn-i Sa’d, I, 456, 457)
{
Dıhyetü’l-Kelbî, Peygamber Efendimiz’e bir çift mest ile bir cübbe hediye etmişti. Efendimiz de bunları giydi. (Tirmizî, Libâs, 30/1769)
{
Dâvûd -aleyhisselâm- birgün:
“–İlâhî! Sen’i nerede bulabilirim?” diye niyazda bulundu. Cenâb-ı Hak şöyle nidâ etti:
“–Ben’im korkum sebebiyle kalpleri kırık olanların yanında!”
(İbn-i Kesîr, el-Bidâye, IX, 287)
Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- da, zayıflara, yalnızlara, çâresizlere, kölelere ve kalbi kırıklara çok îtibâr ederdi. Onlarla husûsî olarak meşgul olurdu. Onları hoşnut edecek bir damar bulup kalplerini fethederdi. Bu hâl, mü’minler için, gurur ve kibiri temizleyerek nefsi terbiye eden ne güzel bir metottur.
Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-, şu misâli nakleder:
Çöl halkından Zâhir isminde bir sahâbî vardı. Bu zât Allah Rasûlü’ne her gelişinde çölde yetişen mahsullerden hediyeler takdim ederdi. Döneceği zaman da Peygamber Efendimiz, ihtiyacı olan şeylerle onun heybesini doldurur ve şöyle buyururdu.
“Zâhir, bizim çölümüz; biz de onun şehriyiz.”
Zâhir, görünüş itibârıyla fazla güzel değildi. Fakat Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onu çok severdi.
Zâhir, birgün elindekileri satmakla meşgul iken Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- onu arkasından kucaklayıp, mübârek elleriyle gözlerini kapattı. Zâhir ise:
“–Kimsin sen? Bırak beni!” diyerek kurtulmaya çalıştı. Ancak gözlerini kapatan zâtın Rasûlullah olduğunu anlayınca rahatladı ve sırtını Fahr-i Kâinât Efendimiz’in mübârek göğsüne iyice yapıştırmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Bu köle satılıktır, almak isteyen var mı?” diye seslendi.
Zâhir, boynu bükük ve mahzun bir edâ ile:
“–Yâ Rasûlallah! Benim gibi değersiz bir köleye, vallâhi kuruş veren olmaz.” dedi.
Fahr-i Kâinât Efendimiz ise:
“–Hayır yâ Zâhir! Sen Allah katında son derece kıymetli ve pahalısın!” buyurdu. (Ahmed, III, 161)
{
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisine gelen heyetlere ve diğer insanlara hediye vermeyi hiçbir zaman ihmâl etmemiştir. Nitekim Bahreyn halkından yirmi kişinin Medîne’ye gelmesi için kendilerine yazı yazmıştı. Gelenlerin on ikisi Abdülkaysoğulları’ndan idi. Bunlar Peygamberimiz’le görüşüp müslüman oldular. Birçok husûsu sorup öğrendiler.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz, dönerlerken Abdülkaysoğulları heyetinin her ferdine hediyeler verilmesini emretti. Heyet temsilcisi Abdullah bin Avf’a ise on iki buçuk ukıyye[210] gümüş verdi. (İbn-i Sa’d, I, 315)
Yine Hazret-i Peygamber’e Benî Mürre’nin 13 kişilik temsilcileri, Hâris bin Avf başkanlığında gelmişlerdi. Efendimiz onlara:
“–Yurdunuz nasıldır?” diye sordu. Hâris:
“–Vallâhi biz kuraklığa ve kıtlığa uğradık. Hayvanlarımızın soluyacak nefesi kalmadı. Bizim için Allâh’a duâ ediver.” dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Allâh’ım! Onları yağmurunla sula.” diyerek duâ etti.
Benî Mürre temsilcileri Medîne’de birkaç gün oturduktan sonra yurtlarına dönmek istediler. Peygamber Efendimiz’le vedâlaşmaya geldiler. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, Hâris bin Avf’ı onlara başkan tâyin etti. Bilâl-i Habeşî’yi çağırarak temsilcilere hediyelerini vermesini emretti. O da, temsilcilerden her birine onar ukıyye, Hâris bin Avf’a da on iki ukıyye gümüş verdi. (İbn-i Sa’d, I, 298; İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, I, 410)
{
Fahr-i Kâinât Efendimiz, kendisine verilen hediyeleri kabul etmiş ve imkân buldukça dost ve düşman herkese, özellikle gelen heyetlere hediyeler vermeye îtinâ etmiştir. Hattâ son hastalığı sırasında çok ıztıraplı iken bile, gelen heyetlere hediyeler verilmesini emretmiştir.[211] Vefâtından az evvel yaptığı vasiyetlerinden birinde:
“Benim yaptığım gibi siz de gelen heyetlere hediyeler verin!” buyurmuştur. (Müslim, Vasiyet, 20)
{
Hediyeleşme husûsundaki mühim edeplerden biri de, hoşumuza gitmeyen ve sevmediğimiz şeyleri hediye etmeye kalkmamaktır.
Birgün Peygamber Efendimiz’e keler hediye edilmişti. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- keleri yemediği için Âişe vâlidemiz, o sırada kapıya gelen bir fakire onu verip veremeyeceğini sordu. Nebiyy-i Muhterem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Onlara kendinizin yemediği şeylerden vermeyin!” buyurdu. (Ahmed, VI, 105, 123)
{
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Benî Sâide mahallesinde ashâbı ile birlikte bulunurlarken Sehl bin Sa’d -radıyallâhu anh-’a:
“–Ey Sehl, bize su verir misin?” buyurdu. Bunun üzerine Hazret-i Sehl, bir bardak su ikrâm etti. Sehl -radıyallâhu anh-, bu bardağı ömrü boyunca sakladı.
Ebû Hâzim -radıyallâhu anh- şöyle anlatmaktadır:
“–Sehl bu bardağı çıkarıp bize gösterdi, biz de ondan su içtik. Daha sonra Ömer bin Abdülaziz, Sehl’den bu mübârek bardağı kendisine bağışlamasını ricâ etti. O da hediye etti.” (Buhârî, Eşribe, 30)
Ashâb-ı kirâm, en kıymetli şeyleri dahî gönül rahatlığıyla hediye edebiliyorlardı. Nitekim Sehl -radıyallâhu anh- dünyalara değişilmeyecek kıymetteki bu bardağı hediye etmiştir.
{
Firâs adlı bir sahâbî vardı. O da Peygamber Efendimiz’e âit bir eşyâya sâhip olmak istiyordu. Birgün Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanına geldiğinde, önündeki bir tabaktan yemek yediğini gördü ve tabağı kendisine hediye etmesini ricâ etti. Kimsenin isteğini geri çevirmeyen Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de tabağı ona hediye etti.
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, zaman zaman Firâs’ın evine gider:
“–Hele şu mübârek tabağı bir getirin.” derdi. Habîbullah Efendimiz’in mübârek ellerinin değdiği bu tabağı zemzemle doldurup kana kana içer; artan suları yüzüne gözüne serperdi. (İbn-i Hacer, el-İsâbe, III, 202)
{
İyaz bin Himar -radıyallâhu anh- anlatıyor:
“Rasûlullâh’a bir hediye takdim etmiştim. Bana:
«–Müslüman mı oldun?» diye sordu. «Hayır!» dediğimde:
«–Ben müşriklerin hediyesini almaktan nehyolundum!» buyurdu ve hediyemi almadı.” (Ebû Dâvûd, Harac, 35/3057)
Fahr-i Kâinât Efendimiz böyle davranarak İyâz’ı müslüman olmaya teşvik etmek istemiştir.
Lâkin devletler arası münâsebetlerde durum farklıdır. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, devlet başkanlarından gelen hediyeleri, onların gönüllerini yumuşatarak İslâm’a ısındırmak için kabûl buyurmuştur. Nitekim Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- şöyle der:
“Kisrâ, Rasûlullah Efendimiz’e bâzı şeyler hediye etti. Efendimiz ondan bu hediyeleri kabûl buyurdu. Diğer krallar da O’na hediye gönderdiler, onların hediyelerini de kabûl etti.” (Tirmizî, Siyer, 23/1576)
{
Velhâsıl, hediye alıp vermek Peygamber Efendimiz’in mühim bir sünnetidir. Bu sünneti ihyâ ederek kardeşlik ve yardımlaşma duygularını canlı tutmak, her müslümanın vazifesidir.
Menfaatperestliğin ve dünya muhabbetinin arttığı günümüzde, ihlâs ve muhabbetle gönülden verilen bir hediye, kalplerin kazanılmasında çok büyük bir tesir icrâ edecektir.
Hediye, şayet bir düşmana verilmişse, onun kin ve husûmetini azaltır, hattâ zamanla ortadan kaldırır. Hediye verilen kişi ne dost ne de düşman biriyse, yâni ortada ise daha yakın hâle gelerek dost olur. Dost ise, dostluğu daha da artar. Nitekim Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yeni müslüman olanların kalplerini İslâm’a daha çok ısındırmak için harp ganimetlerinden ve hediyelerden onlara fazla fazla verirdi.
