e. Açları Doyurmak ve Susuzlara Su Vermek
e. Açları Doyurmak ve Susuzlara Su Vermek
Allâh’a kulluk için yaratılan insanın en mühim bedenî ihtiyâcı gıdâdır. İnsanoğlu bu ihtiyâcını karşılayamadığı takdirde, hayâtiyetini sürdüremez, dolayısıyla var oluş gâyesi olan kulluğu da îfâ edemez. Bu sebeple açları doyurmak ve susuzlara su vermek, en hayâtî hizmetlerden biridir. Zâten İslâm âlimleri de; “İhsan ve ikrâmın en kıymetlisi, yemek yedirmektir. Zîrâ insanın maddî yapısı, yemek ile kâimdir ve hayat da yemek ile devâm eder.” demişlerdir.
İctimâî bir ibâdet olan açları doyurmakta derin bir ilâhî sır mevcuttur. Kureyş Kavmi’ne nîmetlerini hatırlatan Allah Teâlâ:
“Onlar, kendilerini açken doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan şu evin Rabbine kulluk etsinler.” (Kureyş, 3-4) buyurarak bunun ehemmiyetine işâret etmektedir.
Cenâb-ı Hak, mahlûkâtı yedirip içirdiğini, kendisinin ise böyle bir şeye ihtiyaç duymadığını bildirerek “doyurmak” fiilini kendisine izâfe etmiştir.[101]O hâlde mü’min, açları doyurmak ve susuzlara su ikrâm etmek sûretiyle, hem büyük bir ecir almış, hem de ilâhî ahlâk ile ahlâklanmış olmaktadır.
Allah Teâlâ, kullarını bu ulvî haslete teşvik ederek kesilen kurbanlar hakkında şöyle buyurur:
“…Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin.” (el-Hac, 28)
“…Onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen ve gizlemeyen fakirlere yedirin…” (el-Hac, 36)
Bâzı şer’î cezâlar da fakirlerin doyurulmasına yönelik konulmuştur. Meselâ yemin keffâreti, on yoksulu;[102]zıhar keffâreti de altmış yoksulu doyurmaktır.[103]İhramlıyken av hayvanını öldüren kimse, cezâ olarak fakirleri doyurur,[104]oruç tutmaya güç yetiremeyen kimse de buna karşılık yine bir fakiri doyuracak kadar fidye verir.[105]
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:
“Hastayı ziyâret edin, aç olanı doyurun, esiri kurtarın!” (Buhârî, Cihâd 171, Et’ime 1, Nikâh 71, Merdâ 4)
Yine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir kudsî hadîste açları doyurmayı şu çarpıcı üslûb ile anlatır:
“Allah Teâlâ, kıyâmet gününde:
«…Ey Âdemoğlu! Ben’i doyurmanı istedim, doyurmadın!» buyurur. Âdemoğlu:
«–Sen Âlemlerin Rabbi iken ben Sen’i nasıl doyurabilirdim?» der. Allah Teâlâ:
«–Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini Ben’im katımda mutlaka bulacağını bilmez misin? Ey Âdemoğlu! Sen’den su istedim, vermedin!» buyurur. Âdemoğlu:
«–Ey Rabbim! Sen Âlemlerin Rabbi iken ben Sana nasıl su verebilirdim?» der. Allah Teâlâ:
«–Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevâbını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?» buyurur.” (Müslim, Birr, 43)
Demek ki ilâhî irâde her hâlükârda açların doyurulması istikâmetindedir. Cenâb-ı Hak bu mühim ictimâî hizmeti gören ihlaslı kullarını şöyle medheder:
“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)
Açları doyurmamak, onlarla ilgilenmemek, Kur’ânî ifâdeyle; “sarp yokuşu aşamamak”tır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle âzâd etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç-açık bir yoksulu doyurmaktır.” (el-Beled, 11-16)
Yetimi ve yoksulu doyurmak, zorluğu nisbetinde bereketli ve feyizli bir hizmettir. Bu bereketli fırsatı kaçırarak sarp yokuşu aşamayanlar, yâni infak fazîletini gösterebilmek için sarp bir yokuş gibi çetin olan nefs engelini bertarâf edemeyenler, âhirette pişman olacaklardır. Onların üzüntü ve pişmanlıklarını anlatan bir manzara âyet-i kerîmelerde şöyle gözler önüne serilir:
“Defteri sağdan verilenler cennetler içindedirler. Günahkârlara:
«–Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?» diye uzaktan uzağa sorarlar. Suçlular derler ki:
«–Biz namaz kılanlardan değildik, fukarâya yemek yedirmezdik, bâtıla dalanlarla birlikte biz de dalardık, cezâ gününü de yalanlardık. O hâldeyken ölüm bize gelip çattı.» Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.” (el-Müddessir, 39-48)
Bir mü’min, imkânları nisbetinde açları doyurmaya bizzat gayret etmekle birlikte, toplumda bu mühim vazifenin yerine getirilmesi için de gayret göstermeli, diğer insanları da bu işe teşvik etmelidir. Zîrâ Rabbimiz, açları bizzat doyurmayan kişiler bir yana, diğer insanları buna teşvik etmeyen kimseleri dahî ihtâr ederek şöyle buyurur:
“Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz!” (el-Fecr, 18)
Yine amel defteri solundan verilip de hüsrâna uğrayan mücrimden bahsedilirken:
“Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.” (el-Hâkka, 34) buyrulmaktadır.
Âhirete inanmayan kimsenin başta gelen vasıfları sayılırken de yine, “Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.” (el-Mâûn, 3) buyrulur.
Öyleyse âhirete inanan mü’minlerin en bâriz husûsiyetlerinden biri de açları doyurmak, yoksula infâk etmektir. Nitekim bir kimse Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e:
“–Müslümanın hangi ameli daha hayırlıdır?” diye sorduğunda, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmek ve selâm vermektir.” buyurmuştur. (Buhârî, Îmân 6, 20, İsti’zân 9, 19; Müslim, Îmân 63)
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- diğer bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurur:
“Kırk iyilik vardır ki bunların en üstünü, birisine sağıp sütünden faydalanması için ödünç olarak sütlü bir keçi vermektir…” (Buhârî, Hibe, 35; Ebû Dâvûd, Zekât, 42)
Peygamber Efendimiz, kalbinin katılığından şikâyet eden bir sahâbîye de şu tavsiyede bulunmuştur:
“Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri doyur, yetimin başını okşa!” (Ahmed, II, 263, 387)
Allâh’ın rızâsının hangi amelde olduğu bilinmez. Rızâ-yı ilâhî, bâzen küçük görünen bir amelde, bâzen orta, bâzen de büyük bir amelde gizlidir. Dolayısıyla bir açı doyurmayı, bir kişiye su vermeyi küçük görmemek gerekir. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- insanlara su vermenin fazîletini şu ibretli hâdiseyle anlatır:
“Kıyâmet günü cennet ehli saf saf olurlar. Derken cehennem ehlinden bir kişi cennet ehlinden birine uğrar ve:
«–Ey filân! Hatırladın mı sen su istemiştin de ben sana bir içimlik su vermiştim.» der, (ve bu sûretle şefaat ister). Mü’min de o kimseye şefaat eder…” (İbn-i Mâce, Edeb,
